Harvard Üniversitesinden 75 Yıllık Araştırma: Hayatta Bizi Mutlu Eden Şey Nedir?

Harvard Üniversitesinden 75 Yıllık Araştırma: Hayatta Bizi Mutlu Eden Şey Nedir?

Uzun bir zamandır CNNTÜRK kanalında yayınlanan Deniz Bayramoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı Gündem Özel programını takip ediyorum.

Son dönemlerde Neden Mutlu OlamıyoruzUzun ve Sağlıklı Yaşamın ŞifreleriSağlıklı ve Mutlu Yaşamın ŞifreleriMutluluğun Formülü ve İnsanın Anlam Arayışı gibi “mutluluğa” dair programlar düzenlendi. Ben de hemen hemen hepsini izledim.

Mutluluk Gif

Gündem Özel’in İnsanın Anlam Arayışı programında konuk Medaim YANIK’ın bahsettiği Harvard Üniversitesi tarafından 75 yıl boyunca gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarını önceki bloğumda yayınlamıştım. Konunun güncelliği ve önemi bakımından tekrar güncelleştirerek siz değerli takipçilerin ile paylaşmak istedim.

Hayatı Güzelleştiren Şey Nedir?

Robert Waldinger TED sunumunda yetişkin hayatı üzerine 75 yıl boyunca sürdürülen bir araştırma hakkında çok çarpıcı bilgiler veriyor.

Gerçekten hayatı güzelleştiren, bizi sağlıklı ve mutlu eden şey nedir? Bunu öğrendiğimizde enerjimizi ve zamanınızı ayırdığımız şeyleri değiştirecek miyiz?

Gelin araştırmaya bir göz atalım:

Robert Waldinger, “Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması”nın dördüncü yöneticisi. Araştırma 1938 yılında 724 erkeğin hayatını, yıldan yıla, işlerini, ev yaşamlarını, sağlıklarını ve tabii ki bütün bu süreç boyunca hayat hikayelerinin ne hale geleceğini bilmeden sorarak yapılmış. Başlangıçtaki 724 adamın 60’ı hala yaşıyormuş ve hala araştırmaya katılıyormuş, çoğu da 90’lı yaşlardaymış. Şimdi de bu adamların 2000’den fazla çocuğunu incelemeye başlamışlar.

Yakın zamanda Y nesline (Y nesli: 1980-1999 arası doğanlar) hayattaki en önemli hedeflerini soran bir araştırma yapılmış.

Sonuç: araştırmaya katılanların %80’den fazlası, hayattaki en önemli hedeflerinin zengin olmak olduğunu söylemiş. Aynı genç yetişkinlerin %50’si, hayattaki diğer bir önemli hedefin meşhur olmak olduğunu söylemiş.

Sonuç bana tanıdık geldi? Ya size?

Bizlere daima, çalışmamız, çabalamamız ve daha çok başarı elde etmemiz gerektiği söylenir. Dolayısıyla iyi bir yaşam sürmemiz için çok çalışmamız, çok çabalamamız ve çok kovalamamız gerektiği izlenimine kapılırız. Acaba gerçekten öyle mi?

Bütün hayatımızı zaman içerisinde geliştiği gibi izleyebilsek nasıl olurdu? Ergenlik dönemlerinden yaşlılık dönemlerinin sonuna kadar, insanları gerçekten mutlu ve sağlıklı tutan şeyleri görmek için incelesek nasıl olurdu? Tüm bu sorulara birazdan ayrıntısını paylaşacağım “Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması” bir takım cevaplar bulmuş:

Waldinger, bu tür projelerin nadir yapıldığını, genellikle on yıl içerisinde dağıldığını, bunun sebebinin araştırmacıların çekilmesi, fon yetersizliği, motivasyon ve dikkat dağınıklığı ya da proje görevlilerinin ölümü gibi sebepler olduğunu söylemektedir. Bu araştırma, şansın ve birkaç araştırmacı neslin kararlılığının birleşimi sayesinde devam etmiş ve sonuçları da bizlerle paylaşılabilmiştir.

Proje kapsamına iki grup adamların yaşamı izlenmiş:

Birinci grup, Harvard College’da ikinci sınıf öğrencisi 268 erkek. Hepsi, üniversiteyi 2.Dünya Savaşı sırasında bitirmiş ve sonrasında çoğu da görev almak için savaşa katılmış.

İkinci grup ise, Boston’ın en yoksul muhitlerindenmiş. 1930’ların Boston’ındaki en sorunlu ve yoksul ailelerinden 456 erkek genç seçilmiş. Birçoğu gecekondularda, sıcak ve soğuk musluk suyundan yoksun yaşıyormuş.

Araştırmaya katıldıklarında, bu gençlerin hepsiyle görüşmeler yapılmış. Muayeden geçirilmiş. Evlerine gidip anne-babalarıyla görüşülmüş.  Daha sonra bu gençler, fabrika sahibi, avukat,  doktor gibi her kesimden yetişkinler olmuşlar, biri de Birleşik Devlet Başkanı olmuş.(John F. Kennedy) Deneklerin bazıları alkol bağımlısı olmuş. Birkaçında şizofreni ortaya çıkmış. Kimisi sınıf atlamış; en alttan mümkün olduğu kadar en üste çıkmış, kimisi bu yolcuğu aksi yönde yapmış.

Araştırma grubundakiler sabırlı ve kendilerini bu işe adamışlar, her iki yılda bir denekleri arayıp onlara tekrar yaşamlarına dair bir takım sorular yöneltiyorlarmış. Boston’ın yoksul kesiminden birçok erkek “neden hala beni incelemek istiyorsunuz? Hayatım hiç de ilginç değil” diye söylenirmiş. Harvard mezunları ise bu soruyu asla sormazlarmış.

Deneklerin hayatlarını anlayabilmek için sadece anket yapılmıyormuş, onlarla yaşadıkları yerde görüşmeler yapılmış, çocuklarıyla görüşülmüş, doktorlarından hastalık geçmişleri alınmış, kan testi, beyin testi taramalarından geçirilmiş hatta eşleriyle en derin meselelerini konuşurken video çekimi bile yapılmış.

Bu hayatlardan ortaya çıkarılan on bin sayfalık bilgiden alınan dersler:

Derslerden biri; mutlu yaşımın; zenginlik, şöhret ya da çok çalışmakla ilgili olmadığıymış. Bu 75 yıllık araştırmadan alınan en net mesaj şuymuş: İyi ilişkiler bizi daha mutlu ve daha sağlıklı tutar.

İlişkilerle ilgili de üç büyük ders çıkarılmış:

Birincisi, sosyal ilişkilerin gerçekten yararlı olduğu ve yalnızlığın öldürücü olduğu. Sonunda, aileye, arkadaşlara, topluma daha sosyal bir şekilde bağlı insanların, daha mutlu, bedensel olarak daha sağlıklı olduğu ve çevresi daha sınırlı kişilerden daha uzun yaşadığı anlaşılmış. Diğerlerinden daha yalnız olan insanların daha mutsuz oldukları, sağlıklarının orta yaşların başında bozulduğu, beyin fonksiyonlarının daha erken gerilediği ve yalnız olmayanlardan daha kısa yaşadıkları anlaşılmış.

Kalabalıkta da yalnız oluna bilineceği, evliyken yalnız oluna bilineceği bilinmekte, dolayısıyla alınan ikinci büyük ders; sadece sahip olduğumuz arkadaşlarımızın sayısı ve karşılıklı saygıya dayalı ilişki içinde olup olmadığımız değilmiş, önemli olan yakın ilişkilerinizin mahiyetiymiş.

Anlaşmazlıkların ortasında yaşamanın sağlığımıza zararlı olduğu ortaya çıkmış. Örneğin, şiddetli geçimsizliğin olduğu, muhabbetin olmadığı evliliklerin sağlığımıza zararlı olduğu, belki de boşanmaktan daha kötü olduğu anlaşılmış. Ayrıca güzel, sıcak ilişkiler yaşamak koruyucuymuş.

Denekler 80’li yaşlarında da izlediğinden, geçmişe dönüp onların orta yaşlı hallerine bakarak, kimlerin mutlu, sağlıklı seksenlikler olup kimlerin olamayacağı tahmin edilebiliyormuş.  Bireyin 50 yaşlarında olduğu zamanlar hakkında bilinen her şeyi bir araya getirdiklerinde, nasıl yaşlanacaklarını gösteren şey ilişkilerinden ne kadar memnuniyet duyduklarıymış. 50 yaşında, en tatminkar ilişkileri olan insanların 80 yaşında en sağlıklı olanlar olduğu tespit edilmiş.

İyi, samimi ilişkilerin bizleri yaşlılığın bazı sonuçlarından koruduğu görünmekteymiş. Eşlik edilen en mutlu erkekler ve kadınlar 80’li yaşlarında, bedenen daha çok acıları olduğu günler ruhen mutlu olduklarını söylemiş. Fakat mutsuz ilişkileri olan insanlar bedenen daha çok acıları olduğunu söyledikleri günler bunun daha fazla duygusal acıyla arttığını bildirmişler.

İlişkiler ve sağlığa dair çıkarılan üçüncü büyük ders, iyi ilişkilerin sadece vücudumuzu değil beynimizi de koruduğuymuş. 80’li yaşlarımızda, diğer kişiye güvenle bağlanmış ilişki içinde olmanın koruyucu olduğu anlaşılmış, öyle ki, ihtiyaç duyduklarında diğerine gerçekten güvenebileceklerini hissettirdikleri ilişkileri olan insanlar, hafızaları daha uzun süre kuvvetli kalan insanlarmış. Partnerine tam olarak güvenebileceğini hissedemediği ilişkileri olanlar, erken hafıza zayıflığı çeken insanlarmış. Bu da bize bir ilişkinin temelinde güvenin önemli bir yeri olduğunu gösteriyor. İyi ilişkiler de her zaman sorunsuz değil ama seksenlerindeki çiftlerden bazıları birbirleriyle her gün münakaşa ediyormuş fakat diğerine zor zamanlarında gerçekten güvenebileceklerini hissettikleri sürece, bu kavgalar hafızlarını olumsuz etkilemiyormuş.

Waldinger, “iyi, samimi ilişkiler sağlımıza ve mutluluğumuza yararlıdır mesajı, çok eski bir bilgeliktir” diyor ve soruyor, “neden bunu anlaması bu kadar zor ve kulak ardı etmesi bu kadar kolay?

Cevabı ise, “insan olduğumuz için. İstediğimiz şey anlık bir çözüm, hayatlarımızı güzelleştirecek ve bu şekilde tutacak elde edebileceğimiz bir şey. İlişkiler, darmadağın ve karmakarışıklar ve aileye ve arkadaşlara yönelmenin zorluğu çekici ve büyüleyici olmamasıdır. Ayrıca ömür boyu olmasıdır. Asla bitmez.”

75 yıllık araştırmada, emekliliğinde en mutlu olan insanların iş arkadaşları yerine bilfiil yeni oyun arkadaşları koymaya çalışanlar olduğu ortaya çıkmış. Tıpkı bu yeni araştırmadaki Y nesli gibi, deneklerin birçoğu genç yetişkinler olarak yola çıktıklarında şöhretin,  zenginliğin ve yüksek başarının, iyi bir hayata sahip olmak için kovalamaları gereken şeyler olduğuna inanıyorlarmış.

75 yıllık bu araştırma; en başarılı olan insanların aileye, arkadaşlara ve toplumsal ilişkilere eğilenler olduğunu ortaya koymuş.

Waldinger, Peki ya siz? diye soruyor ve konuşmasını Mark Twain’in bir sözüyle kapatıyor.

Twain yüzyıldan fazla bir süre önce, geri dönüp hayatına bakmış ve şunu yazmış: “Hayat öyle kısa ki; tartışmalara, özür dilemelere kıskançlıklara, hesap sormalara zaman yok. Sadece sevmek için zaman var. Ve bunun için, tabiri caizse sadece ‘bir an’ var.”

Sonuç: Sağlıklı bir hayat, iyi ilişkilerle inşa edilir.

Aşağıda yer alan yorum bölümünden veya iletişim sayfasından görüş, düşüncü ve önerilerinizi paylaşmayı, sağ alt köşede yer alan follow veya sağ üst köşede yer alan e-posta kayıt butonundan kayıt olmayı unutmayın!.

Ali ATAY

 

Bilgi paylaştıkça çoğalan bir hazinedir

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Follow

Get the latest posts delivered to your mailbox: