İstinaf veya Temyiz Sonrası Islah Yapılıp Yapılamayacağı [YİBGK ve Daire Kararları]

Bu yazıda, bozma sonrası ıslah kurumunun kullanılıp kullanılamayacağı meselesi ele alınmıştır. Bu doğrultuda öncelikle ıslah kurumunun tanımına, amaçlarına ve iddia-savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağıyla olan ilgisine değinilecektir. Ardından Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun (YİBGK) 1948 ve 1959 tarihli kararlarında yer alan tespitler aktarılacaktır. Bu arada bozmanın usule veya esasa ilişkin olmasına göre ıslahın mümkün olup olmadığı açıklanacaktır. Aynı konuda YİBGK’nun 06.05.2016 tarihli kararının sonuç kısmına değinilecek olup son olarak istinaf kanun yolunda ıslah imkânının kullanılıp kullanılamayacağı değerlendirilecektir.

Islah Kurumun Tanımı:

Islah kelime olarak düzeltme, iyileştirme anlamına gelmektedir(1).  Yargıtay da bir kararında ıslahı şu şekilde tanımlamıştır:  “Islah taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini kısmen veya tamamen düzeltilmesine olanak tanıyan bir yöntem olup, iddia ile savunmanın genişletilmesi yasağının istisnalarından biridir.”(2)

Doktrinde de ıslah: “iddianın ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı kapsamına giren ve karşı taraf açıkça muvafakat etmediği için yargılamaya dâhil edilemeyen hususların ileri sürülmesini sağlayan bir usûl hukuku kurumudur.” şeklinde tanımlanmıştır(3).

Islahın Amacı:

Islah, yargılama hukukunun amacına hizmet eder(4) ve maddî hukukun gerçekleşmesini sağlar. Maddi gerçeğe aykırı karar verilmesini engeller. Ayrıca usul ekonomisine de hizmet eder(5). Tarafların iddia ve savunmalarında bulunan eksikliklerin tamamlanmasına imkân tanır(6).

Örneğin, dava konusunun zamanaşımına uğradığı olgusunun def’î olarak ileri sürülmesi gerektiğini bilmeyen veya zamanaşımı def’ini davanın başında ileri sürmeyen davalının, ıslahla sonradan bu savunma sebebini ileri sürmesi mümkündür(7). Zira zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi, savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı kapsamındadır ve en geç ikinci cevap dilekçesiyle davanın başında ileri sürmesi gerekir(HMK m. 141/I). Süresinde zamanaşımı def’ini ileri sürmeyen davalının, karşı tarafın muvafakatini alamaması durumunda, ıslah imkânı da tanınmasaydı, ön inceleme duruşmasına ilişkin istisna bir kenara bırakılır ise, daha sonra bu def’iyi ileri sürmesi söz konusu olamazdı.

Islah İle İddia ve Savunmanın Değiştirilmesi veya Genişletilmesi Yasağının İlişkisi

Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nun 176’ncı maddesinde, tarafların yapmış oldukları usul işlemlerini ıslah edebileceklerinden söz edilmekle birlikte, bu durum HMK’nun 141’inci maddesi ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Islah, teksif ilkesine(8) dayanan iddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının başlangıcından sonra, taraflara bir defaya mahsus olmak üzere tanınmış bir hakkı ifade etmektedir(HMK m. 176/I, II). Bununla birlikte, HMK’nun 177’inci maddesinin birinci fıkrasında bir azami süre de öngörülmüştür. Buna göre ıslah yoluna ancak tahkikat aşamasının sona ermesine kadar başvurulabilir.

HMK’nun 141’inci maddesinde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı düzenlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında iddia veya savunmasını genişletmek yahut değiştirmek isteyen taraf açısından karşı tarafın açık muvafakati ile ıslah kurumu saklı tutulmuştur. Şu halde iddiasını veyahut savunmasını değiştirmek veya genişletmek isteyen taraf, karşı tarafın açık muvafakatini elde edemez ise, başvurabileceği tek yol ıslah hakkının kullanılmasıdır.

HMK’da yazılı yargılama usulünde davacının cevaba cevap dilekçesi, davalının ikinci cevap dilekçesi ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise karşı tarafın açık izniyle iddia ve savunmalarını genişletip değiştirebileceği düzenlenmiştir(HMK m. 141/I, c. 1). Bununla birlikte, taraflardan biri ön inceleme duruşmasına mazeretsiz olarak katılmadığı takdirde, duruşmaya gelen taraf serbestçe iddia ve savunmalarını genişletip değiştirebilecektir(HMK m. 141/I, c. 2). Basit yargılama usulünde ise, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı, davacı bakımından davanın açıldığı tarih, davalı bakımından ise cevap dilekçesinin mahkemeye verildiği tarih itibariyle başlar(HMK m. 319/I).

1948 ve 1959 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları

Konuyla ilgili anılan 04.02.1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında; ıslahın tahkikatın bitmesi ve hüküm verilmesine kadar ki olan zaman kesitinde yapılabileceği, Yargıtay’ın bozma kararı sonrasında ıslahın mümkün olmayacağı, aksi durumun bozmadan sonra doğan kazanılmış hakları ihlâl edebileceği, tamamen ıslah durumunda davanın değiştirilebilmesi karşısında yargılamanın nihayete erdirilmesinin güçleşebileceği kapsamlı olarak belirtmiştir(9).

Bu karardan sonra doğrudan ıslah kurumuyla ilgili olmayan 04.02.1959 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında ise, bir mahkeme kararının temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay tarafından bozulması ve ilk derece mahkemesinin bozma kararına uymasıyla, davanın yeniden tahkikat aşamasına gireceği belirtilmiştir(10).

İçtihadı Birleştirme Kararlarından sonra; bozma sonrası ıslahın mutlak olarak mümkün olduğu veya olmadığına dair kararlar olduğu gibi bozmanın niteliğine göre ayrım yaparak değerlendiren Yargıtay Daire kararları da bulunmaktadır.

2005 tarihli bir Hukuk Genel Kurulu (HGK) kararında(11) da talep edilen kalemlerden bir kısmı hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği gerekçesiyle verilen bozma kararından sonra alınan ek bilirkişi raporu üzerine davacı ıslah sureti ile talep sonucunu artırmış, HGK ise ıslahın geçerli olduğunu belirtmiştir.

Esasa ilişkin bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığına dair Yargıtay kararları bulunduğu(12) gibi bozmanın usule ilişkin olması durumunda ıslahın mümkün olduğuna dair kararda bulunmaktadır(13). İkinci duruma ilişkin verilen kararın gerekçesi ise; usuli müktesep hakkın söz konusu olmayacağı ve bu tür kararların tahkikatın devam ettirilmesi zorunluluğunu doğurduğu, tahkikat devam ettiği için de ıslahın mümkün olduğudur.

Bir diğer durum ise (14) “…İster usule ilişkin ve isterse esasa yönelik bozma kararı verilsin, bozmadan sonra araştırma yapılarak tahkikat devam ediyor ise, bozmadan sonra ıslah mümkün kabul edilmelidir. Ancak esasa ilişkin bozma kesin ve araştırma yapılmasını gerektirmeyen, kısaca tahkikat yapılmasını gerektirmiyor ise bozmadan sonra ıslah kabul edilmemelidir.

Usuli Müktesep Hak Nedir?

İlk derece mahkemesi kararının Yargıtay tarafından bozulması ve ilk derece mahkemesinin bozma kararına uymasıyla, bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli müktesep hakkın doğacağı belirtilmektedir. Ancak, Yargıtay kararlarında kullanılan usuli müktesep hak kavramı kanunda düzenlenmeyip, İçtihadı Birleştirme Kararlarıyla hukukumuzda kabul edilmiştir(15).

Anayasa Mahkemesi Vermiş Olduğu Bir Kararında Islah ile İlgili Olarak Şu İfadelere Yer Vermiştir: “…vekille temsil edilen başvurucunun ıslah talebini tahkikat aşaması tamamlanmadan yapması gerektiği, bozma kararından sonra yapılan ıslah talebinin mevcut koşullarda reddedilebileceğini bilebilecek durumda olduğu, başvurucunun ıslah yerine ek dava yoluyla talepte bulunabileceği, başvurucunun ek dava açmasının engellendiği şeklinde bir iddiasının da olmadığı, ıslah talebinin reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkını ihlâl etmediği…”(16).

YİBGK 06.05.2016 tarihinde, her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarihli içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesine gerek olmadığına karar vermiştir(17).

İstinaf Kanun Yolunda Islah

İstinaf kanun yolu açısından HMK’nun 357’nci maddesi ile açıkça istinaf kanun yolunda ıslaha başvurulamayacağı düzenlenmiştir. İstinaf kanun yolunda, ıslaha başvurulması açıkça yasaklandığından, ıslah yoluyla iddia ve savunmalar ile talep sonucu değiştirilemez veya genişletilemez. Keza Yargıtay aşamasında da HMK’nun 177’nci maddesi uyarınca ıslah ancak tahkikat tamamlanıncaya kadar yapılabileceğinden ve temyiz incelemesinde tahkikat söz konusu olmadığından ıslah yapılabilmesi mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki Temyizden farklı olarak İstinaf aşamasında vakıaların incelenebilmesi ve gerektiğinde bilirkişi ra­poru alınabilmesi imkânı vardır.

Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, temyiz başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddi kararına ilişkinse, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de kararı bozulan Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilir(HMK m.373/1).

Bölge Adliye Mahkemesi’nin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi veya uygun görülen diğer bir Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilir(HMK m.373/2).

Bölge Adliye Mahkemesi’nin her türlü kararının Yargıtayca onanması halinde, dosya ilk derece mahkemesine gönderilecektir.

Sorun şurada ortaya çıkacaktır: Kural olarak Yargıtay tarafından verilecek bozma kararı üzerine, dosya bölge adliye mahkemesinin önüne ge­lecektir(HMK m. 373/II). Yukarıda zikredildiği üzere, HMK’nun 357’nci maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinde ıslah ya­pılabilmesi açıkça engellenmiştir. Şu halde, Yargıtay tarafından verilecek bozma kararları üzerine, dos­yanın bölge adliye mahkemesinin önüne gelmesinden sonra, ıslahın yapılıp yapılamayacağı tartışmasını kanun koyucu açık hükümle sona erdirmiştir. Ancak HMK’nun 373’üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu esastan reddeden kararı, Yargıtay tarafın­dan bozulacak olursa, dosya ilk derece mahkemesinin önüne gelecektir. Boz­madan sonra dosyanın ilk derece mahkemesi önüne gelmesi hâlinde ıslahın yapılıp yapılamayacağı kanunda düzenlenmemiştir. Bu konuda tartışma önemini korumakta olup ilerleyen zamanlarda kararlar verildikçe tartışmalar sonuçlanacaktır(18).

  • Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.06.2011 tarihli, 2011/1-364 E. 2011/453 K. sayılı kararı
  • Arslan, Ramazan & Yılmaz, Ejder & Taşnıpar Ayvaz, Sema; Medenî Usul Hukuku, Birinci Baskı, Ankara 2016, Yetkin Yayın­ları
  • Medenî Usul hukukunun amacı konusunda ileri sürülen görüş ve tartışmalar için bkz. Ata­lı, Murat; Medeni Usul Hukukunda Aleyhe Bozma Yasağı, 2014
  • Islah kurumunun usul ekonomisine de hizmet edeceği yönünde bkz. Yılmaz, Ejder ‘Usûl Ekonomisi’, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C: 57, S: 1, s. 256.)
  • Pakel, Nafi (2009) ‘Islah Yolu ve 1948 Tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı’, İstanbul Barosu Dergisi, C: 83, S: 6, s. 3115; Tutumlu, s. 19; Yılmaz (2013), s. 86-87.
  • Yılmaz (2013), s. 415; Ansay (1950), s. 123-124.
  • Deren Yıldırım, Nevhis, ‘Teksif İlkesi Açısından İstinaf ’,İstinaf Mahke­meleri Uluslararası Toplantı (7-8 Mart 2003), Ankara, s. 267-284.
  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, E: 10/K: 3, T: 04.02.1948, Resmi Gazete, T: 17.06.1948
  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, E: 13/K: 5, T: 04.02.1959, Resmi Gazete, T: 28.04.1959, S.10193
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E: 2005/13-97, K:2005/150, T: 16.03.2005, https://emsal. yargitay.gov.tr/ VeriBankasiIstemciWeb/GelismisDokumanAraServlet
  • Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E: 2011/33835, K: 2011/42324, T: 01.11.2011, Legal MİHDER, 2013/2, s. 302-304
  • Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E: 2010/4062, K: 2010/12408, T: 30.09.2010, Tutumlu, s. 199- 200.
  • Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E: 2014/580, K: 2014/653, T: 20.01.2014; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E: 2012/23519, K: 2013/365, T: 16.01.2013., Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E: 2006/9-21, K: 2006/72, T: 15.03.2006, Terazi Hukuk Dergisi, 2006/Aralık, S: 4, s. 173-174.
  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, E: 13/ K: 5, T: 04.02.1959, Resmi Gazete, T: 28.04.1959, S: 10193; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, E: 21/K: 9, T: 09.05.1960, Resmi Gazete, T: 28.06.1960, S: 10537
  • AYM, Başvuru No: 2013/1932, K.T. 17.07.2014, para. 26. Aynı yönde bkz. AYM, Başvuru No: 2013/5934, K.T. 26.02.2015.
  • (http://m.hukukmedeniyeti.org/koleksiyon/178/yargitay-in-ictihat-gorus-degisiklikleri-2016/#ictihat99591)
  • ERDOĞAN Ersin, KORKMAZ Cansu; Yargıtayca Verilen Bozma Yahut Bölge Adliye Mahkemelerince Verilen Gönderme Kararlarından Sonra Islah Yapılıp Yapılamayacağı Sorunu, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Y.2016, S.2

Bilgi paylaştıkça çoğalan bir hazinedir

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Follow

Get the latest posts delivered to your mailbox: