Mahkemelerin ve Yargıtay Dairelerinin Benzer Olaydan Kaynaklanan Davalarda Farklı Kararlar Vermesi

Mahkemelerin Ve Yargıtay Dairelerinin Benzer Olaydan Kaynaklanan Davalarda Farklı Kararlar Vermesinin Hak İhlaline Neden Olması

Bu blog yazısında benzer olay(lar)dan kaynaklanan uyuşmazlıklarda Yargıtay daireleri ile mahkemeler arasındaki yorum ve içtihat farklılıklarının hak ihlallerine yol açıp açmadığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarıyla birlikte değerlendirilecektir.

Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirecek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Anayasa’nın 2.maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin önkoşullarından biri kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanmasıdır. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Hukuk devletinin bir diğer önkoşulu da belirlilik ilkesidir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır.(1) Hukuk devletinin asli unsurları arasında hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi yer almakta olup adil yargılanma hakkının (2) da bir alt ilkesini oluşturmaktır.  AYM, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesini kapsayacak şekilde bir kararında hukuk kurallarının “…hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.”(3) Şeklinde dikkat çekici bir değerlendirme yapmıştır.

Bu ilke hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbirleriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, içtihat kalitesinin düşük olması gibi durumlar yargı sistemine güveni azaltarak yargısal bir belirsizliğe yol açmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesinin bir gereği olarak hukuk kurallarının açık, anlaşılabilir, erişilebilir ve öngörülebilir olması aranmaktadır.(4)

Yargı kararlarının öngörülebilir olması ve istikrar göstermesi kural olmakla beraber bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir. Mahkemelerin yorumlarında dinamik bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki değişim, adaletin iyi bir şekilde gerçekleştirilmesine aykırılık teşkil etmez.(5)

AYM bir başka kararında(6) “yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstererek farklı sonuçlara ulaşmaları, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde, verilen kararların ihtimale dayalı sonuçlar olmamasını ve birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir. Anılan durum, bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güvenin zarar görmemesi noktasında da önem arz etmektedir.” Değerlendirmesinde bulunmuştur.

Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış olması tek başına ihlal anlamına gelmeyecektir. Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir.(7)

Mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup böyle bir değişiklik özü itibariyle önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelir.(8) Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir.(9)

Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyiz mercilerinin uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi(10) mahkemelerce, hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklar meydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında içtihadın müstakar olması için belli bir zamana ihtiyaç duyulması gibi çeşitli nedenlerle içtihat değişikliğine gidilmesi de tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.(11)

AYM ve AİHM yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığı çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında davaların içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde değerlendirme yaparken hareket noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinin doğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi değildir.(12) Kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir belirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup olmadığına yönelik bir inceleme yapmaktadır.(13)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelen ek emeklilik ve malullük aylığı taleplerine ilişkin davalarda sivil idare mahkemeleri ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) arasındaki içtihat farklığının Sözleşme’nin 6.maddesinde öngörülen adil yargılanma hakkının ihlali şikâyeti başvurusunu incelemiştir. İki tip mahkeme kararının çatışma içinde olup olmadığını incelenmesinde Mahkeme, olguların değil ama farklı yasaların uygulandığını tespit etmiştir. Bu nedenle, iki tip mahkeme tarafından birbirine taban tabana zıt sonuçlara ulaşıldığını belirterek salt içtihatlardaki çatışma olgusu, kendi başına Sözleşme’nin 6.maddesinin ihlali için yeterli değildir şeklinde değerlendirme yaparak ihlal olmadığına karar vermiştir.(14)

Anayasa Mahkemesi’nin konuyla ilgili vermiş olduğu bir ihlal kararına(15) konu olayda;

Başvurucuların oğullarının askerlik görevini yerine getirdiği sırada meydana gelen trafik kazasında yaşamını yitirmesi nedeniyle açtıkları tazminat davası AYİM tarafından reddedilmiş, ancak söz konusu kazada hayatını kaybeden bir başka askerin yakınlarının Ankara 8. İdare Mahkemesinde açtıkları dava kabul edilip tazminata hükmedilmiştir.

AYM, aynı olaya ilişkin aynı istemle açılan davalarda farklı kararlar verilmesini ortaya çıkardığını, aynı duruma ilişkin farklı yargı kollarına bağlı mahkemelerde açılan davalarda farklı hukuki sonuçlara ulaşıldığı açık olup, uygulamada bu tür ihlalleri ortadan kaldıracak mekanizmaların bulunduğunu, ancak yetersiz kaldığı ve etkili bir çözüm sunamadığı tespitini yapmıştır. AYM, aynı yargı kolundaki mahkemeler arasında var olan içtihat farklılığını giderecek “içtihadı birleştirme kararı” yöntemi ile farklı yargı kolları arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlığını giderecek “Uyuşmazlık Mahkemesi”ne başvuru sistemi gibi yolların bulunduğunu, fakat somut olay açısından gerek pratikte gerekse mevzuattan kaynaklı nedenlerle bu mekanizmaların işletilemediği anlaşılmaktadır tespitinde bulunmuştur. Bu nedenle, söz konusu durumun başvurucular açısından “hukuki belirsizliğe ve güvensizliğe neden olduğu ve … öngörülemez” olduğu değerlendirerek başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Türk Hava Yolları A.Ş ve Türk Hava Yolları Teknik A.Ş çalışanlarının bir kısmının Hava-İş Sendikası üyesi olduğu, hava iş kolunda grev yasağı öngören kanun değişikliği teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülecek olması nedeniyle 29/5/2012 tarihinde grev yapma kararı aldıkları ve farklı gerekçelerle iş başı yapmayarak greve katıldıkları olayda iş başı yapmayan işçiler işten çıkartılmıştır. İşçilerin açmış oldukları işe iade davalarının temyizine bakan Yargıtay 22. ve 7. Hukuk Daireleri aynı hukuki olayla ilgili farklı kararlar vermiştir. Bunun üzerine işçiler Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuruda bulunmuşlardır.

AYM, kendisinin somut davanın ne şekilde sonuçlandırılması gerektiği hususunda bir değerlendirmede bulunamayacağını ancak nihai yargılama makamını oluşturan Yargıtay daireleri arasındaki yorum farklılıklarının, benzer nitelikteki davaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açtığının ve başvurucular için öngörülemez olduğunun altını çizmiştir. Öte yandan eldeki işte, farklı kararlar verilmesi halinde çözüm sunabilecek yapısal bir mekanizmanın var olmasına rağmen bunun teoride kaldığını ve işletilmediğini de belirlemiştir. Bu nedenle, mevcut yapısal mekanizmanın işletilmesindeki eksiklikle birlikte ele alındığında, Yargıtay dairelerinin ilamlarında yeterli gerekçeyle desteklenmeyen farklılıkların bulunmasının, başvurucuların açtığı davaların görülmesi bakımından hukuki belirsizliğe neden olduğu ve başvurucular açısından öngörülemez bulunduğu sonucuna varmıştır.(16)

AYM benzer bir başvuru hakkında yakın bir tarihte hak ihlali kararı vermiştir.(17) Başvuru konu olayda başvurucular, farklı dönemlerde A. Petrol isimli iş yerinde işçi olarak çalışmışlardır. Başvurucular, Tekirdağ İş Mahkemesinde işçilik alacağından kaynaklanan tazminat davası açmışlardır. Mahkeme, değişik tarihli ve sayılı kararlarla başvurucuların taleplerini kabul etmiş; kararlar farklı tarihlerde kesinleşmiştir. Başvurucular, bu defa A. Petrol isimli iş yerinde asgari ücretin üzerinde maaşla çalıştıklarını, iş yerinin SGK sigorta primine esas kazançlarını asgari ücret düzeyinde bildirmek suretiyle eksik bildirimde bulunduğunu, bu durumun yaşlılık aylığının düşük seviye kalmasına neden olacağını belirterek eksik bildirilen ücret, fazla çalışma ücreti ve diğer prime esas kazançların tespiti istemiyle Tekirdağ İş Mahkemesi nezdinde dava açmışlardır. Mahkeme, değişik tarihli ve sayılı kararlarla davaların kabulüne; başvurucuların prime esas fark kazançlarının olduğunun tespitine karar vermiştir.

Başvurucular aynı nitelikte olan davalarda Mahkemece verilen tespit kararlarının bir kısmının Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından onandığını, kendi davalarının ise Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin bozma kararı doğrultusunda reddedildiğini, bu açıdan benzer davalarda farklı kararlar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

AYM, birlikte aynı iş yerinde çalışan, yakın tarihlerde işten çıkarılan ve aynı Mahkemede aynı nitelikte tespit davası açan işçilerle ilgili benzer gerekçelerle verilen kararların bir kısmının Yargıtay 10. Hukuk Dairesince bozularak neticede davalar reddedilirken bir kısım işçiyle ilgili kabul kararlarının Yargıtay 21. Hukuk Dairesince onanması ve davaların bu şekilde kesinleşmesi nedeniyle benzer durumda bulunan kişiler arasında yargısal sistemin işleyişinden kaynaklanan nedenlerle farklı hukuki statüler meydana getirildiğini, başvurucular açısından bu durumun öngörülebilirlik sınırları içinde değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir.

Bununla birlikte AYM, başvurucuların davalarının ne şekilde sonuçlanması gerektiğine dair herhangi bir çıkarım yapmanın yetkisi dâhilinde olmadığını ancak nihai yargılama makamını oluşturan Yargıtay daireleri arasındaki yorum farklılıklarının benzer nitelikteki davaların karara bağlanması sürecindeki hukuki belirsizliğe yol açtığını ve başvurucular için öngörülemez nitelikte olduğunu saptamıştır.

ALİ ATAY

Kaynaklar:

  • AYM, 2015/94 E. 2016/27 K. K.T. 7/4/2016
  • Adil yargılanma hk.AYM, Ahmet Gül Ve Diğerleri B. No:2014/1182, K.T.22/9/2016, § 28-29
  • AYM, E.2011/129 K.2012/81 K.T. 24/5/2012.
  • AİHM, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye (BD), B. No:13279/05, 20/10/2011, §57), AYM, Türkan Bal, B. No: 2013/6932, K.T. 6/1/2014
  • AYM, Ercan Din, Başvuru No: 2014/94 K.T. 8/6/2016
  • Semra Bekiroğlu ve Diğerleri B.No: 2013/6717 K.T. 16/12/2015
  • AYM, Türkan Bal, B. No: 2013/6932, K.T. 6/1/2014, Ahmet Gül Ve Diğerleri B. No:2014/1182, K.T.22/9/2016
  • Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. S.S.Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05…, 30/11/2010, § 28).
  • Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).
  • AYM, Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, K.T. 17/9/2013
  • AYM,Ercan Din, B. No: 2014/94, K.T. 8/6/2016
  • Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stefanica ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02, 2/11/2010, § 34), AYM, Mehmet Emin Yılmaz, B. No:2014/3928, K.T. 15/12/2015
  • Türkan Bal, B. No: 2013/6932, K.T. 6/1/2014, § 58
  • Necdet ve Perişan Şahin v. Türkiye Kararı, http://aihmgunlugu.blogspot.com.tr/2011/10/aihm-necdet-ve-perihan-sahin-v-turkiye.html (e.e.t 20.12.2016)
  • Ahmet Saygılı ve Şefika Saygılı, B. No: 2013/135, 21/1/2014.
  • Semra Bekiroğlu ve Diğerleri B.No: 2013/6717 K.T. 16/12/2015
  • Ahmet Gül ve Diğerleri, B. No: 2014/1182, K.T. 22/9/2016

Bilgi paylaştıkça çoğalan bir hazinedir

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Follow

Get the latest posts delivered to your mailbox: