TUTUKLUKTA BİREYSEL BAŞVURU [3/1]

Bu blog yazısında, tutukluluk halinde Anayasa Mahkemesine (“AYM”) Bireysel Başvuru yapılmasının usul ve esasları başta Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) ve AYM kararları olmak üzere Türk ceza mevzuatı çerçevesinde açıklanacaktır. Bu kapsamda ilk tutukluluğa (tutuklamanın şartları) ve tutukluluğun devamı halinde (tutuklamanın şartlarının sürüp sürmediği veya tutukluluk süresinin makullüğü ile ilgili) şüpheli veya müdafiinin kendiliğinden yapacağı tahliye taleplerinde bireysel başvurunun koşullarının neler olduğu izah edilmeye çalışılacaktır.

Konunun kapsamlı olması ve ayrıntılı tartışabilmek için başlıkları ayrı ayrı kaleme aldım.

Bu ilk yazının konusunu, ilk tutuklama kararını ve tutuklamanın şartlarının hukuki niteliğinin denetimine ilişkin bireysel başvuru yolunun usul ve esasları oluşturmaktadır.

  1. GİRİŞ

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı devletin, bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan temel bir haktır[1]. Bu yazıda ise tutukluluk halinde bireysel başvuru yapılmasının şartlarına değineceğim.

İncelememizin daha net anlaşılabilmesi açısından öncelikle tutukluluk halinde bireysel başvuru yoluna gidilmesi;

  • İlk tutuklama kararının verilmesi yani tutuklamanın şartları konusunda tutuklamanın hukuki olup olmadığı,

  • Uzun tutuklulukta, tutuklamanın makul süreyi aşıp aşmadığı,

  • Adil yargılanma, silahların eşitliği gibi diğer temel hakların ihlal edilip edilmediğine ilişkin hak ihlalleri başvurularında karşımıza çıkmaktadır.

Bireysel başvuru yoluna hangi durum için gidildiği başvuru şartları ve inceleme yapılan konu (ihlal edildiği iddia olunan hak) açısından farklılık göstermektedir. Bu nedenle bu hallerin aşağıda ayrı ayrı başlıklar halinde açıklanması tercih edilmiştir.

Açıklamalara geçmeden önce bireysel başvuru ve şartları hakkında kısa bir bilgilendirme yapmak konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AYM’ye başvurabileceği hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinin söz konusu fıkrasının devamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasının şart olduğu; aynı maddenin dördüncü fıkrasında da, bireysel başvuruda kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı (ikincil nitelikte kanun yolu olduğu) belirtilmiştir.

  1. İLK TUTUKLAMA KARARININ VERİLMESİ, TUTUKLAMANIN ŞARTLARI VE TUTUKLAMANIN HUKUKİLİĞİ DENETİMİ

Ceza hukuku açısından bir koruma tedbiri olan “tutuklama”, “hakkında henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş olan şüpheli veya sanığın zorunlu hallerde hâkim kararı ile özgürlüğünden yoksun bırakılması” olup Anayasamızın “Kişi Hürriyeti ve Güvenliği” başlıklı 19, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS”)’nin 5/3-5 ve 6/2 maddeleri ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (“CMK”)’nun 100 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.

Tutukluluk, CMK 100. maddeye göre ancak hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste halinde belirtilmiştir. AYM, kanunun tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngörmesi durumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olguların varlığının objektif bir gözlemciyi ikna edecek biçimde ortaya konulması gerekir demektedir[2].

AYM, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilip edilmediğine ilişkin anayasal denetimini öncelikle Anayasa m.19/3 uyarınca tutuklama tedbirine başvurmanın zorunlu koşulları arasında sayılan suçun işlendiğine dair “kuvvetli belirti” bulunup bulunmadığı hususunda yapılmaktadır. Bu denetim, tutuklama kararının gerekçesinde kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olguların gösterilip gösterilmediği ile sınırlı olarak yapmaktadır[3].

Bir diğer sınırı da, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıyla incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir demektedir[4].

AYM, ilk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suç işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve özgürlükten yoksun bırakının bu bağlamda hukukiliğiyle ilgili sınırlı bir inceleme yapmaktadır. Tutuklama kapsamında ele alınan olguların, delillerin niteliği ve gerekçeleri gözeterek tutuklamanın hukukiliği konusunda sorun olup olmadığını tespit etmekte, bir sorun tespit edilmediğinde bu yöndeki şikâyetin açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemezliğine karar vermektedir [5]

Buraya kadar yapılan açıklamaları toparlayacak olursak AYM ilk tutuklamanın hukuki olmadığı konusunda inceleme yaparken öncelikli olarak suç işlediği hususunda “kuvvetli belirti” bulunmasını, bunun da suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle ve gerekçelerle desteklenmesi gerektiği hususlarını göz önünde bulundurmaktadır. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliğini somut olayın kendine özgü şartlarına bakarak değerlendirme yapmaktadır.

Ayrıca AYM, ciddi ve ağır bir tedbir olan tutuklamanın ancak daha hafif başka bir tedbirin bireyin ve kamunun yararını korumak için yeterli olmayacağının ortaya konulması hâlinde makul kabul edilebilir demektedir. Bu bağlamda kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması için suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olması tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için yeterli değildir. Tutuklama tedbiri somut olayın koşulları altında “gerekli” de olmalıdır[6]. Bu, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütleri arasında sayılan “ölçülülük” ilkesinin unsurlarından biri olan “gereklilik” unsurunun da bir gereğidir[7]. Tutukluluğa ilişkin kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından öncelikle adli kontrol tedbirleri değerlendirilmeli ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağı gerekçelendirilmelidir[8].

Bununla birlikte Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanun hükümlerinin yorumlanmasına ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutuklulukla ilgili kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır[9]. Ancak Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan koşulların bireysel başvuru konusu yapılmış olan tutuklama kararlarının gerekçelerinde gösterilmiş olup olmadığını ve somut olayın koşulları altında tutuklama tedbirine başvurulurken Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ölçütleri arasında yer alan ölçülülük ilkesine uyulup uyulmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevidir.

AYM, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin olarak verilen kararlarda davanın genel durumu yanında tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun dikkate alınması gerektiğini ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesinin bir zorunluluk olduğunu belirtmektedir[10].

Tüm bu açıklamalar ışığında AYM ilk tutukluluk kararının hukuki denetiminde;

  • Suçun işlendiğine dair “kuvvetli belirti” bulunup bulunmadığı,
  • Tutuklama kararının gerekçesinde kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olguların gösterilip gösterilmediği,
  • Tutukluluğa ilişkin karine (katalog suçlar) öngörülmesi durumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olguların varlığının ikna edici biçimde ortaya konulup konulmadığı,
  • Temel hak ve özgürlüklerin sınırlama ölçütlerinden olan “ölçülülük” unsuru bağlamında adli kontrol tedbirinin değerlendirilmesi ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağının gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği,
  • Tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilip kişiselleştirilmediği,

incelemesini yapmaktadır.

Başvuru Yolunun Tüketilip Tüketilmediği İncelemesi

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında AYM, soruşturma aşamasında ve devam eden bir ceza soruşturmasında tutukluluğun hukukiliğini inceleyebilir. Burada AYM’nin inceleme yetkisi; ilk tutukluluğa (tutuklamanın şartları) ve tutukluluğun devamı halinde (tutuklamanın şartlarının sürüp sürmediği veya tutukluluk süresinin makullüğü ile ilgili) şüpheli veya müdafiinin kendiliğinden yapacağı tahliye başvuruları ile sınırlıdır.

CMK m.108 kapsamında en geç 30 günlük sürelerde yapılan aylık ara incelemeler, bireysel başvuru kapsamında incelenmemektedir. AYM; ara incelemelerin soruşturma aşamasında hakimlikçe ve kovuşturma aşamasında mahkemece re’sen yapılan tutukluluk incelemeleri olduğundan bahisle, bu tür başvurular hakkında doğrudan kabul edilemezlik kararı vermektedir.

  • sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir.

Bireysel başvuruya temel teşkil eden tutuklama tedbirine karşı itiraz yoluna başvurulması halinde başvuru yolu tüketilmiştir. Buna göre ilk tutuklama kararına karşı itiraz edildikten sonra tutukluluğun hukuki denetimine ilişkin yukarıda yer alan gerekçelerle AYM nezdinde bireysel başvuru yoluna gidilebilir.

ALİ ATAY

[1] Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Medvedyev ve diğerleri/Fransa, B. No: 3394/03, 29/03/2010, §§ 76-79; Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye, B. No: 36443/06, 14/4/2015, § 74; Assanidze/Gürcistan [BD], B. No: 71503/01, 8/4/2004, § 169, 170).

[2] Engin Demir [GK], B. No: 2013/2947, 17/12/2015, § 66

[3] Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 25.02.2016 tarihli ve 2015/18567 sayılı Erdem Gül ve Can Dündar kararının 71. paragrafı.

[4] 2/7’013 tarihli ve 2012/239 sayılı Ramazan Aras kararı

[5] Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 14.7.2015 tarihli ve 2015/144 sayılı Hidayet Karaca kararının 115 ve 116. paragrafı.

[6] Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye, § 81.

[7] AYM, E.2015/40, K.2016/5, 28/1/2016.

[8] Engin Demir [GK], § 69.

[9] Ramazan Aras, § 49.

[10] 4.12.2013 tarihli ve 2012/1272 sayılı Mustafa Ali Balbay kararı, § 116

Bilgi paylaştıkça çoğalan bir hazinedir

Comments (2)

  1. Pingback: TUTUKLULUKTA BİREYSEL BAŞVURU [3/2] - Ali ATAY

  2. Pingback: TUTUKLULUKTA BİREYSEL BAŞVURU [3/3] - Ali ATAY

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Follow

Get the latest posts delivered to your mailbox: