UZAYAN TUTUKLULUKTA ARTAN ŞÜPHE [AİHM ve AYM]

Bu çalışmada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin uzayan tutuklulukta artan şüphe kurulana ilişkin kararlarına değinilecektir. Bu doğrultuda makalede ilk olarak tutuklama tedbirinin ulusal ve uluslararası düzenlemelerdeki yeri ele alınmıştır. Daha sonra Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 04/06/2015 tarihinde Yavuz Pehlivan ve Diğerleri’nin bireysel başvurusunda (Genel Kurul No: 2013/2312) tutuklulukla ilgili kararına yer verilmiştir.

TUTUKLAMA

(AY m. 19/3- 8; AİHS m. 5/3- 5; CMK m. 100-108)

Ceza muhakemesi hukuku açısından bir koruma tedbiri olan “tutuklama”, “hakkında henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş olan şüpheli veya sanığın zorunlu hallerde hâkim kararı ile özgürlüğünden yoksun bırakılması” olup Anayasa 19/3-8, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 5/3-5 ve 6/2, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)’nun 100 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

Tutuklama, kişi özgürlüğünün ortadan kaldırması nedeniyle insan haklarını, dolayısıyla AİHS’ni de yakından ilgilendirmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde, “kişi özgürlüğü”nün keyfi sınırlamalara karşı korunması düzenlenmiştir. Maddede kişi özgürlüğünün hukuka uygun olarak kısıtlanabileceği haller sayılarak gösterilmiştir. Bu nedenlerden biri de kişinin tutuklanmasıdır.

Tutuklama, Anayasa m.19 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.5’de genel şekil ve şartları düzenlenen tutuklamanın ne şekilde ve ne kadar süre ile uygulanacağı, CMK m.100, 101 ve 102’de tanımlanmıştır. Buna göre tutuklamanın ön şartı, şüpheli veya sanığın aleyhine kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillere ulaşılmasıdır. Tutuklamanın diğer şartları ise, adaletten kaçma ve/veya delil karartma ihtimalinin varlığını gösteren somut veya kuvvetli şüphe nedenlerini gösteren tespit edilmiş olgulara bağlıdır.

Tutuklama Yasanın Olduğu Haller

Tutuklamanın özelliğini dikkate alan Ceza Muhakemesi Kanunu, tutuklama kararı verilmesini belirli koşulların bulunması halinde kabul etmekle beraber, bu konuda hâkime geniş bir takdir  yetkisi tanımıştır. Tutuklama nedeninin bulunması, mutlaka tutuklama kararı verilmesini gerektirmez. Hâkim hem tutuklama nedenleri hem de tutuklamada kamu yararı bulunup bulunmadığını serbestçe değerlendirdikten sonra tutuklama konusunda bir karar vermelidir. Ayrıca Kanun, bazı suçlar ve şüpheli veya sanığın yaşı bakımından tutuklama yasağı getirdiği (100/1-son ve 4; Çocuk Koruma Kanunu m. 21) gibi, tutuklulukta geçecek süreleri de sınırlandırmıştır (m. 102).5 Diğer taraftan soruşturma ve kovuşturma evrelerinde şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri ile bunların tutukluluk durumunun periyodik olarak incelenmesi konusunda özel düzenlemelere yer vermiştir (m. 104, 108).

AYM Bireysel Başvuru

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın bireysel başvuruya konu edilebilmesi için Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra, Sözleşme veya Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bu doğrultuda tutukluluk hem Anayasamızda hem AİHS kapsamında ortak güvence altına alınmıştır. (AY m. 19/3- 8; AİHS m. 5/3- 5; CMK m. 100-108)

Tutuklulukta AYM’nin İnceleme Sınırı

Soruşturma aşamasında AYM, devam eden bir ceza soruşturmasında tutukluluğun hukukiliğini inceleyebilir. Burada AYM’nin inceleme yetkisi; ilk tutukluluğa (tutuklamanın şartları) ve tutukluluğun devamı halinde (tutuklamanın şartlarının sürüp sürmediği veya tutukluluk süresinin makullüğü ile ilgili) şüpheli veya müdafiinin kendiliğinden yapacağı tahliye başvuruları ile sınırlıdır.

CMK m.108 kapsamında en geç 30 günlük sürelerde yapılan aylık ara incelemeler, bireysel başvuru kapsamında incelenmemektedir. AYM; ara incelemelerin soruşturma aşamasında hakimlikçe ve kovuşturma aşamasında mahkemece re’sen yapılan tutukluluk incelemeleri olduğundan bahisle, bu tür başvurular hakkında doğrudan kabul edilemezlik kararı vermektedir.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 4/6/2015 tarihinde Yavuz Pehlivan ve Diğerleri’nin bireysel başvurusunda (Genel Kurul No: 2013/2312), tutukluluk süresinin makul olmaması ve dava dosyasına erişimin kısıtlanmasının başvurucuların kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarını ihlal ettiğine, tutukluluk süresinin makul olmadığını ve bu durumun Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.

Kararın içeriği özetle;

Kararın 40. paragrafına göre (§40.); Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46).

(§41.) Ancak bu nitelemeye bağlı olarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması şart değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı şekilde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).

(§42.) Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi, ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların tespit edilmesi ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme; 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras, § 46).

(§46.) İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suç işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve özgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle ilgili sınırlı bir inceleme yapılmaktadır.

(§57.) Tutuklamanın başlangıcındaki nedenler belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir (Murat Narman, § 63).

(§62.) Tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin olarak verilen kararlarda davanın genel durumu yanında tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi bir zorunluluktur (Mustafa Ali Balbay, § 116).

(§65.) Başvurucunun değişik tarihlerde yapmış olduğu tahliye talepleri; özetle isnat olunan suçların mahiyeti, isnat edilen suçlara dair kuvvetli suç şüphelerini gösteren olguların var olduğu, isnat edilen suçların katalog suçlardan olduğu, tutuklulukta geçen makul süreyi aşan bir durumun bulunmadığı, başvurucunun serbest kalması hâlinde kaçma şüphesinin bulunduğu, daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının davanın konusu açısından yetersiz kalacağı gerekçeleriyle reddedilmiştir. Görüldüğü üzere Derece Mahkemesi, başvurucunun kişisel durumunu dikkate almadan genel ifadelerle tahliye taleplerini reddetmiştir.

(§66.) Tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerde suçun katalog suçlardan olması önemli bir yer tutmaktadır. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında başvurucuya atfedilen suçun da aralarında bulunduğu bazı suçlar için tutuklama nedenlerinin varlığı hakkında yasal bir karinenin mevcut olduğu anlaşılmaktadır (kaçma veya delilleri değiştirme ve tanıkları, mağdurları ve diğer kişileri baskı altına alma tehlikeleri). AİHM’in de vurguladığı gibi kanunun tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngörmesi durumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olguların varlığının ikna edici biçimde ortaya konması gerekir. (Contrada/İtalya, B. No: 27143/95, 24/8/1998, §§ 58-65). Bu bağlamda AİHM her türlü otomatik tutuklama sisteminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile uyumlu olmadığını belirtmektedir (Ilijkov/Bulgaristan, B. No: 33977/96, 26/7/2001, § 84). Ancak somut olayda tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda, tutukluluğun devamına ilişkin somut olguların varlığının ortaya konmadığı ve sadece isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamındaki katalog suçlardan olması hususuna atıf yapıldığı görülmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Galip Doğru/Türkiye, B. No: 36001/06, 28/4/2015, § 58).

(§67.) Derece Mahkemelerinin tutukluluğun devamına ilişkin olarak ayrıca kaçma ve delilleri değiştirme tehlikesinden, bu tehlikenin varlığına ilişkin herhangi bir açıklama yapılmaksızın söz ettikleri ve zaman zaman kanunda öngörülen cezanın ağırlığı nedeniyle kaçma riskinin olabileceğini belirttikleri görülmektedir. Oysa kanunda öngörülen cezanın ağırlığı, kaçma riskinin değerlendirilmesi sırasında kabul edilecek bir unsur olmakla birlikte bu unsurun, tek başına tutukluluğu haklı gösterecek yeterlilikte olmadığı açıktır. Kuvvetli suç şüphesinin var olduğu yönündeki gerekçeler ile ilgili olarak ise ilk tutuklama tedbirinin uygulandığı tarihte bu gerekçenin yeterli olduğu söylenebilir ancak tutukluluk süresi uzadıkça tutma için gerekli olan şüphenin seviyesinin de o ölçüde artması gerekir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemeleri ilk tutuklama tedbirinin üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen başlangıçta var olduğu kabul edilen kuvvetli suç şüphesini doğrulayacak ya da destekleyecek herhangi yeni bir unsura değinmemiştir.

(§69.) Bu durumda tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı arasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.

ALİ ATAY

Kaynaklar:

AYM ENGİN DEMİR BAŞVURUSU; (Başvuru Numarası: 2013/2947): Karar Tarihi:17/12/2015, R.G. Tarih ve Sayı: 12/2/2016-29622

(http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/BireyselKarar/Content/262d11f3-d626-4566-a662-b7c914cfbb32?wordsOnly=False)

Uzayan Tutuklulukta Artan Şüphe Seviyesi Kuralı

(http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1810901-uzayan-tutuklulukta-artan-suphe-seviyesi-kurali)

Tutukluluk Yerine Adli Kontrol Uygulanabilirliği

(http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/2121946-tutukluluk-yerine-adli-kontrol)

İnsan Hakları Bilgi Bankası El Kitapları

http://www.inhak.adalet.gov.tr/inhak_bilgi_bankasi/el_kitaplari/elkitaplari.html

Bilgi paylaştıkça çoğalan bir hazinedir

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Follow

Get the latest posts delivered to your mailbox: